onbinyüzon…

Posted in iyi şeyler, stabilize dolgu mlz. on Ağustos 10, 2009 by Avis

Photo027

…kere maaşallah kızıma benim.

butterfly effect.. (uçan tereyağı etkisi)

Posted in ifrazat on Temmuz 29, 2009 by Avis

edit: iki hafta kadar önce uzuncana bir House MD seansından sonra yazdığım bir girinti araya girsin madem…

sene 97, kimi siz nisbeten genç okurlar belki hatırlamayacaklardır, o aralar üniversiteye giriş sınavı iki kademeli idi; bir ÖSS bir de ÖYS vardı. Tercihlerimizi de ÖSS`den sonra, ÖYS`ye girmeden önce yapıyorduk; şimdiki gibi puan belli, ona göre fakülte seç hadisesi yoktu o zamanlar. (biz o çift sınavlı neslin sonuncuları idik, bizden sonra sınava girenler kimbilir belki daha şanslı idiler bu tercih mevzuunda.. herneyse. Ki zaten duydum ki çift sınav sistemi geri geliyormuş seneye, tarih nasıl da tekerrürden ibaret, değil mi sevgili okur?)

Hatırlıyorum, Adana`daki evimizin salonunda tercih formundaki yuvarlakları karalıyoruz Peder Bey ve Valide Hanım`la birlikte, en tepelere opti mühendislikleri koyduk; fen lisesi mezunu bir eleman için çok da sıradışı tercihler değil aslına bakarsanız, ha, diyeceksiniz belki neden boğaziçi veya itü yoktu tercihlerin arasında, o da bir miktar benim istanbul şehrinden pek hazzetmeyişim, çok daha fazla miktar da kendime “büyüyünce böyle olmak istiyorum ben” diye bellediğim adamın opti mezunu oluşundan dolayı idi.

Banko tercihler olan endüstri, bilgisayar, elektrik elektronik, inşaat ve makine mühendisliklerini yazdıktan sonra durum karışmaya başladı biraz, ondan sonrası için hiç bir fikrimiz yoktu aslında, ilk beş tercih ne kadar kolay olduysa kalanlar o kadar zor oldu..

İşte o esnada, biz Peder Bey`le birlikte opti makine`den sonra opti entas`ı işaretlemeye karar vermiş ve kurşunkalem o minvalde yuvarlakları doldurmaya başlamışken Valide Hanım`ın itirazıyla karşılaştık. Sene 97, bundan 12 (ONİKİİİİĞĞ!) sene öncesi, daha entas`ın ne olduğu çok belli değil, bir nevi enformatik mühendisliği veyahut sistem entegrasyonu uzmanlığı gibi, sanki adı büyük kendi fıs bir dalga oluşundan korkuyor mimarlık ve mühendislik akademisi mezunu Valide Hanım. Belki de korkusunda haklı; şimdi eğri oturup doğru konuşalım,  biz de Peder Bey`le o tercihi yaparken kendimizden çok emin değildik.

Valide Hanım “bunun yerine Ankara Tıp yazsanıza?” dedi; ailede, aile dostlarının içerisinde şimdi sayamayacağım (sonra da sayamam muhtemelen) kadar çok doktor var, KBBcisi, hematoloğu, pediatrisyeni, nefroloğu, ortopedisti, romatoloğu, oftalmolojisiti… ne ararsanız.. Sonuçta bilinen, her daim geçerli bir meslek doktorluk. Neden olmasındı? Hacettepe için kafi miktarda Fen (hayatta en hakiki mürşittir, yanlış olmasın.) ağırlıklı puanı toplamam pek olası değildi, ama Ankara Tıp.. olabilirdi hakkaten..

Ama ne oldu, biz üste opti entas`ı, altına ankara tıp`ı yazdık.

Adana`daki evde, yemek masasının başında geçirdiğimiz o sıkıntılı “tercih” faslının üzerinden 12 (ONİKİİİEEĞĞ!!!) sene geçti sevgili okur. Hiç beklemediğim bir şekilde opti entas`a girdim, dörtbuçuk sene okudum, öncesinde bir sene mübadele öğrencisi oldum, arta kalan altıbuçuk senedir de inşaat işiyle uğraşıyorum.

Yalnız bazı zamanlar oluyor ki, düşünmeden edemiyorum; 12 (ONİKii..neyse, beni baydı ise bu kadar vurgu, size haydi haydi gına gelmiştir) sene önce o akşam, Adana`daki o evde, o cam yemek masasının üzerinde o yuvarlakları doldururken opti entas yerine ankara tıp`ı yazsa idim, ne olacaktı?

12 sene önce, 15 sene sonra..

12 sene önce, 15 sene sonra..

Bilmem? Olur muydu ki? Sanmıyorum aslına bakarsanız. Olmazdı muhtemelen. Ama yine de hayalini kurmak fena değil, kim bilir, belki yeni yetmeleri heveslenir, “hip” meslektir diye entas yazmaktan ziyade ankara tıp`ı “tercih” ederler?

Normal is really overrated?

Ankara forevır.

Posted in stabilize dolgu mlz. on Temmuz 27, 2009 by Avis

..yaz tatili bitti, Ankara`ya döndüm dün gece itibarıyle. Konuyla ilgili girintiyi en kısa zamanda yazacağım diye ümit (besen) ediyorum sevgili okur, ancak şu an bi ton iş güç bastırdı, malum, tatil ertesi pazartesisi (Sisi`yi hatırlayanınız?).

Şimdilik bir görselle özet geçeyim o takdirde:

deniz, güneş ve benim ayaklar..

deniz, güneş ve benim ayaklar..

yakında görüşmek üzre, bayinizden ısrarla isteyiniz.

Ankara`nın taşına bak.. yanıyo lan!

Posted in ifrazat, stabilize dolgu mlz. on Temmuz 11, 2009 by Avis

Merabayın sevgili okur; yazları sıcak ve kurak oluyor diyordu kara iklimi için sosyal bilgiler kitabında da inanmıyorduk, (tabi benim bunları okurken akdeniz ikliminde yaşıyor ve rutubetten dolayı nefes alamıyor olmamın payı büyüktür muhtemelen) meğersem hakkaten de sıcak ve kurak geçiyormuş yazları kara ikliminde.

Kara iklimini iliklerimize kadar tecrube ettiğimiz Ankara şehri`nde bu hafta çok acaip geçti. Ben her ne kadar haftayı çarşamba sabahından itibaren Ankara`da geçirmiş olsam da sıcak ve kurak yazı kafi miktarda yaşadığıma inanıyorum. Hele ki bugün saat 12:30`la 14:00 arasını dışarda, ikliminin kontrol edilebilmesi mümkün olmayan Ankara sokaklarında geçirdiğimden mütevellit (bu kelimeyi de başka yerde zor duyarsınız ha) kafi miktarda kara iklimi yazına maruz kaldığımı düşünüyorum.

Kızılay`dan Tunalı tarafına doğru Atatürk Caddesi üzerinden yürürken, ensemden sırtıma doğru, alnımdan gözlüğümün burnumun üzerindeki köprüsüne doğru, belimden malum çatala doğru süzülen her ter damlasının farkında olmak nasıl bir histir sevgili okur? Ben size söyleyeyim, çok da tecrübe edilesi bir his değil hakkaten. İnsan vücudunun %70küsürünün su olduğunu söyleyenlerden şüphe edenler var ise eğer, ben buradan bu duruşlarını (sanatçı duruşu gibi bişey skeptik duruş, ancak sanırsam henüz görüntülenemedi belgeselciler tarafından.) tekrar bir gözden geçirmelerini öneriyorum kendilerine.

Tabi Ankara`nın bu kuru sıcağından daha fena sıcaklar da var, misal Ankara`nın bugünkü hal vaziyeti “sarı sıcak” tamlaması ile anlatılabilir belki; üzerinde bulunduğumuz gezegenden bilmem kaç milyon kilometre uzakta olan bir yıldızın (a.k.a Sol, veya halk arasındaki adıyla Şems, ve hatta hatta Güneş) , kış ve sonbahar vakti bulutlar sebebiyle çok da farkına varmadığımız presence`ını, bugün, bu hafta, öyle böyle değil, hakkaten günlük yaşamımızı en dibinden etkilediği halde deneyimledik. Kış zamanı muhtemelen yan baktığından aşağıya pek bi olayını göremiyoruz, belki bu sebeple biraz da hafife alıyoruz olabilir kendisini ama işte bu geçirmekte olduğumuz hafta gibi zamanlarda, ne zaman ki bizim gözümüzün içine içine bakıyor kendisi, işte o zaman, o kadar milyon kilometre uzaktan insanın kıçından ter damlatma yetisine sahip bir gök cisminin varlığını seve seve (yersen, yemezsen başka türlüsü var) kabul ediyorsun, kabul etmekle kalmayıp humility içinde dilin bir karış dışarda içecek bir yudum su için fellik fellik bakkal arıyosun sevgili okur.. uzun lafın kısası güneş`e hörmetimiz sonsuz. (bi nevi rispek sanki.)

Ha, ne diyodum, “sarı sıcak” diyodum evet.. sarı sıcak kuru sıcak sevgili okur.. sanki fıs osuruk pis osuruk gibi yani. Sarı sıcaktan sakınmanın yolu gölgeye kaçmak, gölge buldun mu bi miktar kendine gelebiliyosun. Bugün Kızılay-Tunalı parkurunu kafamda bir nevi bilgisayar oyunu şeklinde geçebilmem aslında bu fenomen (fenomen, fen liseli süper kahraman.. yeni terlemiş bıyıkları süper gücünün kaynağıdır, önüne gelen her türlü trigonometri, organik kimya, fizik II sorusunu yeni terlemiş bıyığını okşayarak 23 saniye içinde çözebilir. Kravat bağlamasını bilmemesi de zayıf noktasıdır. Fenomen.. yeeee.. ) sayesinde mümkün olmuştur; güneşli kısımlardan hızlı hızlı geçip, kaldırımın gölge olan yerlerinden geçerken yavaşlamakla, biraz durup dinlenmekle, ardından vücut ısısı kritik seviyenin altına düşünce yeniden kaldırımın cayırdayan yerlerinden hızla geçmek suretiyle parkuru tamamlayabildim sevgili okur. Nihayetinde Tunalı`nın başındaki Starbucks`a kendimi atıp içtiğim ice mocha +1 resistance to heat for 30 min buff verdi, o şekilde müdürlerin eve varabildim. (Nördisem günahım ne? revisited)

İşte bu sarı sıcakla böyle yok gölgeye kaçarak yok su içerek yok vücut ısısını düşürerek başa çıkabiliyorsunuz bir şekilde ama bir de “nemli sıcak” var ki… İşte o bambaşka birşey..O`ndan kaçış yok gerçekten. O`na maruz kaldığınızı, gece saat 3`te sayısız bira içip sızmışken, yani başucunuzda top atılsa uyanmayacak haldeyken, alnınızdan süzülüp gözünüzün içine giren ter damlası vasıtasıyla uyandığınızda anlıyorsunuz. Nefes aldığınızda ciğerlerinize dolanın havadan başka birşey, hava değil de sanki ocak üstünde pişen taze fasulyenin buharı olduğunu zannettiğiniz zaman, parmağınızı bile kıpırdatmadan otururken bilmemkaç kilometredir maraton koşmuşsunuz gibi terlediğiniz zaman, üstünüze giydiğiniz kıyafetlerinizin, üzerinde yattığınız çarşaflarınızın her daim çamaşır makinesinden yeni çıkmışçasına yarııslak olduğunu hissettiğiniz zaman, işte o zaman, nemli sıcakla karşı karşıyasınız demektir.. Kaçışınız sadece o bulunduğunuz yerden uzaklaşmak şeklinde (e zaten kaçış dediğin bu değil mi ay balam? (dözerem çalıyo arka planda, ondan dolayı azeriye bağladım)(parantez içinde parantez olmuş, gökten üç parantez düşmüş, biri yazana, biri okuyana, biri de bu cümlenin sonuna.) olabiliyor ancak. Eğer orada kalmak durumunda iseniz, bol miktarda su içmekten, mümkün olduğunca klimatize mekanlarda bulunmaya çalışmaktan, ve gereğinden fazla hareket etmemekten başka çok da yapabileceğiniz birşey yok sevgili okur.

Sevgili okur, işte böye; sıcaktır, nemdir, Tunalı`dır, galaksidir diyerekten bir girintinin sonuna daha geldik. Ben ve bana bu girintinin yazımında yardımcı olan Modern Folk Üçlüsü, ve Efes Pilsen Gesellschaft mit beschränkter Haftung, hepinize iyi geceler, serin uykular, sıcak ekmekler ve soğuk portakal suları diliyoruz yarın sabaha, bir sonraki girintiye kadar esen kalınız, sizi MFÜ`den bir parçayla uğurlamak istiyoruz..

ps: opendns nimetlerinden faydalanamayan sevgili okurlar için ktunnel üzerinden http://www.youtube.com/watch?v=5PzVmEphJJg

sevgiler, saygılar…

sorma, ne haldeyim..

Posted in Uncategorized on Temmuz 6, 2009 by Avis

yahu ne güzel çil auttaydık, bu Şam işi yine cinlerimi tepeme çıkardı..

ağzını kırdıığımın evladı seni... deyyus.. it!

ağzını kırdıığımın evladı seni... deyyus.. it!

Hayırlısıyla yukarki şekilde gördüğünüz raddeye gelmeden bi ayrılsam şurdan, gayet iyi olacak..

Sabırlardayım.

kalkış izni istesem?

Posted in Uncategorized on Haziran 30, 2009 by Avis

yüzdük yüzdük kuyruguna geldik

Dün akşam uçacaktık sözde, rötarlardan yalan oldu o iş, saat 21:00`de kalkması gereken Ank-İst uçuşu saat 22:10`da hala kalkmamış iken ben de dedim ki, “sen hele bi şu bileti yarına ertele bakayım”.

Bu akşam tekrar deniyoruz, gören de Şam`a gitmek hevesimden geberiyorum zannedecek ama kazın ayağı öyle değil sayın okur. Yarın gidip gümrükten kamyon çekeceğiz, malzemeyi boşaltacak yer yöre bulacağız, tanesi 500 küsür kilo çeken pencereleri tek tek kamyondan indireceğiz…

Az kaldı.. 4 ay daha. Sonra bitiyor. Gençliğimi çürüttün lan Damasküs yues embasi..

“Acımızdan ölek mi?”

Posted in ifrazat, stabilize dolgu mlz. on Haziran 18, 2009 by Avis

Az önce facebook`un “Causes” uygulamasından şu şekilde bir e-mail geldi sevgili okur, paylaşmadan edemedim sizinle:

“Help Causes Feed America‏

1 in 8 Americans are struggling with hunger. For every $1 you donate, Feeding America helps provide 10 pounds of food and grocery products to men, women and children facing hunger in our country.

Please join the Kellogg Company and Causes as we take small steps towards creating BIG change. 15% of all donations made through Causes on June 18, 2009 will be matched and donated by Causes to Feeding America. Visit your Causes homepage and invite friends to take action.

For more info on the Kellogg partnership with Feeding America, please visit their cause page here:
http://apps.facebook.com/causes/626?m=4d1edbff

Thanks for all that you do,
The Causes Team”

Amerikalılar aclarından ölüyomuş sevgili okur; hakkaten de bakınız, yavrucaklar nasıl da süzülmüş:

bir deri bir kemik kalmış, aclarından mideleri sırtlarına yapışmış iki yavru

bir deri bir kemik kalmış, aclarından mideleri sırtlarına yapışmış iki yavru

İnsaniyet namına yardım elini uzatalım, ama sümsük şeklinde. Olmadı yardım zopasını (en meşe odunu olanından) ekleyelim sıska bedenlere.

Haydi.