Archive for the stabilize dolgu mlz. Category

“…gugılda araştırma yaptırdım, inanılmaz fidbek var…”

Posted in stabilize dolgu mlz. on Ağustos 21, 2009 by Avis

Stabilize dolgunun da bu kadarına başka blogda rastlar mısınız bilemem may pıreşıs okur, duruyodum bilgisayar başında, “madem duruyorum bilgisayar başında, o halde neden iki satır birşeyler tuşlamıyorum ki?” diye bir dürtük hali gark oldu, ne yazacağımı da bilemedim, bundan mütevellit Ege Kayacan`ın blogunda ara sıra yer verdiği yaşlı teyzelerden, pardon, girinti formatlarından birisini kullanayım dedim.

Konumuz geçen 30 gün içerisinde gugıl tarafından benim bloga “aha müdür bu, buna konuş” şeklinde yönlendirilen aramalardan ilginç olanlardan bir bukle:

“hadisenin ayakları”

Bu nasıl oldu, gugılın kafası nasıl bir kafaydı o esnada, en ufak bir fikrim yok.

“bülent ersoyun uykudan kalkmış hali”

Bunu az çok tahmin edebiliyorum, geçen girintilerden birinde divanın (divan pastanesi neden o kadar pahalı bi yer sizce?) 90`larda izmir fuarındaki bir performansının videosunu eklemiştim buraya, muhtemelen ona istinaden gugıl böyle uygun gördü. Benim kafamın takıldığı, bir insan hangi sebeple Bülent Ersoy`un uykudan kalkmış halini merak eder? Aynı kişinin “cigulinin post orgazmik chill hali”, “ajdarın ramazan pidesi sırasında beklemesi hali”, “ferhat güzelin çayını kıtlama içerkenki hali” gibi aramalar yaptığından şüpheleniyorum ben.

“pavır satır”

Ülkü ocakları meets Warhammer 3K.

“abuk subuk şeyler”

İşte buna biraz içerledim hakkaten. Duygularımı, sevinçlerimi, hüzünlerimi, mutluluklarımı, hayallerimi ve kırıldıkları zaman parçalarının ruhumu kestiklerinde açılan yaralardan damlayanları paylaştığımı düşünüyordum, odun gugıl abuk subuk şeyler deyip kestirip atmış. Hayvansıan gugıl.

“nejat uygur benim aletim”

Eeeüüü… Ya ondan sonra millet şaşırıyor “aaa, damacanayla halvet olmuş, yuh artık” diye. Yani şimdi bunun üzerine ne diyeyim, ne yazayım. Aramayı yapan ne arıyordu, neye ulaşmaya çalışıyordu, belki Nejat Uygur`un lümpen komedilerinden birindeki repliklerinden birinin başlangıcıydı bu, yani umuyorum arayan öyle birşey arıyordu yutüpde falan, eğer değilse, eleman gerçekten aletine nejat uygur diyorsa.. Tehlikenin farkında mısınız sevgili okur?

Ya, işte, böyleyken böyle.  Gidip iki Fallout 3 oynayayım ben en iyisi. Sizlere iyi cumalar robinson okur.

onbinyüzon…

Posted in iyi şeyler, stabilize dolgu mlz. on Ağustos 10, 2009 by Avis

Photo027

…kere maaşallah kızıma benim.

Ankara forevır.

Posted in stabilize dolgu mlz. on Temmuz 27, 2009 by Avis

..yaz tatili bitti, Ankara`ya döndüm dün gece itibarıyle. Konuyla ilgili girintiyi en kısa zamanda yazacağım diye ümit (besen) ediyorum sevgili okur, ancak şu an bi ton iş güç bastırdı, malum, tatil ertesi pazartesisi (Sisi`yi hatırlayanınız?).

Şimdilik bir görselle özet geçeyim o takdirde:

deniz, güneş ve benim ayaklar..

deniz, güneş ve benim ayaklar..

yakında görüşmek üzre, bayinizden ısrarla isteyiniz.

Ankara`nın taşına bak.. yanıyo lan!

Posted in ifrazat, stabilize dolgu mlz. on Temmuz 11, 2009 by Avis

Merabayın sevgili okur; yazları sıcak ve kurak oluyor diyordu kara iklimi için sosyal bilgiler kitabında da inanmıyorduk, (tabi benim bunları okurken akdeniz ikliminde yaşıyor ve rutubetten dolayı nefes alamıyor olmamın payı büyüktür muhtemelen) meğersem hakkaten de sıcak ve kurak geçiyormuş yazları kara ikliminde.

Kara iklimini iliklerimize kadar tecrube ettiğimiz Ankara şehri`nde bu hafta çok acaip geçti. Ben her ne kadar haftayı çarşamba sabahından itibaren Ankara`da geçirmiş olsam da sıcak ve kurak yazı kafi miktarda yaşadığıma inanıyorum. Hele ki bugün saat 12:30`la 14:00 arasını dışarda, ikliminin kontrol edilebilmesi mümkün olmayan Ankara sokaklarında geçirdiğimden mütevellit (bu kelimeyi de başka yerde zor duyarsınız ha) kafi miktarda kara iklimi yazına maruz kaldığımı düşünüyorum.

Kızılay`dan Tunalı tarafına doğru Atatürk Caddesi üzerinden yürürken, ensemden sırtıma doğru, alnımdan gözlüğümün burnumun üzerindeki köprüsüne doğru, belimden malum çatala doğru süzülen her ter damlasının farkında olmak nasıl bir histir sevgili okur? Ben size söyleyeyim, çok da tecrübe edilesi bir his değil hakkaten. İnsan vücudunun %70küsürünün su olduğunu söyleyenlerden şüphe edenler var ise eğer, ben buradan bu duruşlarını (sanatçı duruşu gibi bişey skeptik duruş, ancak sanırsam henüz görüntülenemedi belgeselciler tarafından.) tekrar bir gözden geçirmelerini öneriyorum kendilerine.

Tabi Ankara`nın bu kuru sıcağından daha fena sıcaklar da var, misal Ankara`nın bugünkü hal vaziyeti “sarı sıcak” tamlaması ile anlatılabilir belki; üzerinde bulunduğumuz gezegenden bilmem kaç milyon kilometre uzakta olan bir yıldızın (a.k.a Sol, veya halk arasındaki adıyla Şems, ve hatta hatta Güneş) , kış ve sonbahar vakti bulutlar sebebiyle çok da farkına varmadığımız presence`ını, bugün, bu hafta, öyle böyle değil, hakkaten günlük yaşamımızı en dibinden etkilediği halde deneyimledik. Kış zamanı muhtemelen yan baktığından aşağıya pek bi olayını göremiyoruz, belki bu sebeple biraz da hafife alıyoruz olabilir kendisini ama işte bu geçirmekte olduğumuz hafta gibi zamanlarda, ne zaman ki bizim gözümüzün içine içine bakıyor kendisi, işte o zaman, o kadar milyon kilometre uzaktan insanın kıçından ter damlatma yetisine sahip bir gök cisminin varlığını seve seve (yersen, yemezsen başka türlüsü var) kabul ediyorsun, kabul etmekle kalmayıp humility içinde dilin bir karış dışarda içecek bir yudum su için fellik fellik bakkal arıyosun sevgili okur.. uzun lafın kısası güneş`e hörmetimiz sonsuz. (bi nevi rispek sanki.)

Ha, ne diyodum, “sarı sıcak” diyodum evet.. sarı sıcak kuru sıcak sevgili okur.. sanki fıs osuruk pis osuruk gibi yani. Sarı sıcaktan sakınmanın yolu gölgeye kaçmak, gölge buldun mu bi miktar kendine gelebiliyosun. Bugün Kızılay-Tunalı parkurunu kafamda bir nevi bilgisayar oyunu şeklinde geçebilmem aslında bu fenomen (fenomen, fen liseli süper kahraman.. yeni terlemiş bıyıkları süper gücünün kaynağıdır, önüne gelen her türlü trigonometri, organik kimya, fizik II sorusunu yeni terlemiş bıyığını okşayarak 23 saniye içinde çözebilir. Kravat bağlamasını bilmemesi de zayıf noktasıdır. Fenomen.. yeeee.. ) sayesinde mümkün olmuştur; güneşli kısımlardan hızlı hızlı geçip, kaldırımın gölge olan yerlerinden geçerken yavaşlamakla, biraz durup dinlenmekle, ardından vücut ısısı kritik seviyenin altına düşünce yeniden kaldırımın cayırdayan yerlerinden hızla geçmek suretiyle parkuru tamamlayabildim sevgili okur. Nihayetinde Tunalı`nın başındaki Starbucks`a kendimi atıp içtiğim ice mocha +1 resistance to heat for 30 min buff verdi, o şekilde müdürlerin eve varabildim. (Nördisem günahım ne? revisited)

İşte bu sarı sıcakla böyle yok gölgeye kaçarak yok su içerek yok vücut ısısını düşürerek başa çıkabiliyorsunuz bir şekilde ama bir de “nemli sıcak” var ki… İşte o bambaşka birşey..O`ndan kaçış yok gerçekten. O`na maruz kaldığınızı, gece saat 3`te sayısız bira içip sızmışken, yani başucunuzda top atılsa uyanmayacak haldeyken, alnınızdan süzülüp gözünüzün içine giren ter damlası vasıtasıyla uyandığınızda anlıyorsunuz. Nefes aldığınızda ciğerlerinize dolanın havadan başka birşey, hava değil de sanki ocak üstünde pişen taze fasulyenin buharı olduğunu zannettiğiniz zaman, parmağınızı bile kıpırdatmadan otururken bilmemkaç kilometredir maraton koşmuşsunuz gibi terlediğiniz zaman, üstünüze giydiğiniz kıyafetlerinizin, üzerinde yattığınız çarşaflarınızın her daim çamaşır makinesinden yeni çıkmışçasına yarııslak olduğunu hissettiğiniz zaman, işte o zaman, nemli sıcakla karşı karşıyasınız demektir.. Kaçışınız sadece o bulunduğunuz yerden uzaklaşmak şeklinde (e zaten kaçış dediğin bu değil mi ay balam? (dözerem çalıyo arka planda, ondan dolayı azeriye bağladım)(parantez içinde parantez olmuş, gökten üç parantez düşmüş, biri yazana, biri okuyana, biri de bu cümlenin sonuna.) olabiliyor ancak. Eğer orada kalmak durumunda iseniz, bol miktarda su içmekten, mümkün olduğunca klimatize mekanlarda bulunmaya çalışmaktan, ve gereğinden fazla hareket etmemekten başka çok da yapabileceğiniz birşey yok sevgili okur.

Sevgili okur, işte böye; sıcaktır, nemdir, Tunalı`dır, galaksidir diyerekten bir girintinin sonuna daha geldik. Ben ve bana bu girintinin yazımında yardımcı olan Modern Folk Üçlüsü, ve Efes Pilsen Gesellschaft mit beschränkter Haftung, hepinize iyi geceler, serin uykular, sıcak ekmekler ve soğuk portakal suları diliyoruz yarın sabaha, bir sonraki girintiye kadar esen kalınız, sizi MFÜ`den bir parçayla uğurlamak istiyoruz..

ps: opendns nimetlerinden faydalanamayan sevgili okurlar için ktunnel üzerinden http://www.youtube.com/watch?v=5PzVmEphJJg

sevgiler, saygılar…

“Acımızdan ölek mi?”

Posted in ifrazat, stabilize dolgu mlz. on Haziran 18, 2009 by Avis

Az önce facebook`un “Causes” uygulamasından şu şekilde bir e-mail geldi sevgili okur, paylaşmadan edemedim sizinle:

“Help Causes Feed America‏

1 in 8 Americans are struggling with hunger. For every $1 you donate, Feeding America helps provide 10 pounds of food and grocery products to men, women and children facing hunger in our country.

Please join the Kellogg Company and Causes as we take small steps towards creating BIG change. 15% of all donations made through Causes on June 18, 2009 will be matched and donated by Causes to Feeding America. Visit your Causes homepage and invite friends to take action.

For more info on the Kellogg partnership with Feeding America, please visit their cause page here:
http://apps.facebook.com/causes/626?m=4d1edbff

Thanks for all that you do,
The Causes Team”

Amerikalılar aclarından ölüyomuş sevgili okur; hakkaten de bakınız, yavrucaklar nasıl da süzülmüş:

bir deri bir kemik kalmış, aclarından mideleri sırtlarına yapışmış iki yavru

bir deri bir kemik kalmış, aclarından mideleri sırtlarına yapışmış iki yavru

İnsaniyet namına yardım elini uzatalım, ama sümsük şeklinde. Olmadı yardım zopasını (en meşe odunu olanından) ekleyelim sıska bedenlere.

Haydi.

Napıyorum, nediyorum?

Posted in stabilize dolgu mlz. on Haziran 12, 2009 by Avis

– “yau şöyle ballı kaymaklı bi space combat sim olsa da dadından yiyemesek” dedim evelsi gün, ardından yeniden Freespace 2`yi yükledim atariye. 99 yılının oyunu, on senelik malzeme ama Volition hakkını vermiş, her ne kadar grafikler bir miktar yaşını gösterse de, gerek atmosfer olsun (uzayda ne atmosferi lan?), gerek aksiyon olsun, gayet tatmin edici bir iş çıkarmışlar. Türü sevenlere şiddetle tavsiye edilir. Lazerimin sapını gül ile donatacağım.

– House`un 5. sezonunu seyretmeye başladım tekrar, ama bu sefer günde bir ya da birden az bölüm seyrediyorum (seyretmeye başlıyorum, ondan sonra bişey çıkıyor, yarım kalıyor). 6. sezon gelene kadar böyle azar azar idare edeceğiz. Sonra efendime söyleyeyim, başka başka ne var; hah, Robotech Macross Saga bitti, gayet de güzel oldu. Şimdi Southern Cross var sırada, ondan da bir iki bölüm seyrettim baştan, ama bilemedim, orjinal seriyle aynı tadı vermedi gibi. Sebat edip seyretmek lazım aslında, kim bilir, belki ısınırım sonradan.

– Sonra hangi akla hizmet ise bi akşam “lan bu millet Ceza diyip duruyor, neymiş bu kadar?” diyerekten merakla bi yutüp digging yaptım, kafa beyin kalmadı sonunda. Sonra Modern Folk Üçlüsü dinleyeyim en iyisi ben dedim. Sakin. Leblebi koydum tasa kız annem.

– Sims 3 çıkmış, bir de Prototype çıkmış. Sims`i de pek sevemedim ben oldum olası da, Prototype`ın gameplay video`larını seyrettim bir miktar, fena olmamış. “Heads will roll” tadında.

– Ardından bu akşam da bi Bodrum`a gidiyorum, bitanemi göreceğim, bir de ateş alıp Pazar akşamı geri geleceğim.

– GM, belki bir kısım siz sevgili okuyucunun da haberi olduğu üzere, topu dikiyor. Bizim İsveç`li kızın da ailesi açıkta kaldı kalacak bu hadise sonucunda. Ama bugün güzel bir haber okudum, Koenigsegg GM`e Saab`ı satın almayı düşündüklerini bildirir niyet mektubunu vermiş. Hayırlara vesile olmasını diliyorum.

saabsegg? koenigaab?

saabsegg? koenigaab?

– Şimdi de yemek saati gelmiş, bak sen şu işe. Gidip bi çorba içeyim madem. Topyekün çüüs.

“Vur, vur, gelişine gelişine, çivi gibi çivi gibi çakçakçak!..

Posted in ifrazat, stabilize dolgu mlz. on Mayıs 28, 2009 by Avis

..dedim ve çaktım dömivoleyi sevgili okur:

– En illet olduğum olaylardan birisi, bizimkilerin evde bana ait eşyaların habire yer değiştirmesi, daha da sinir bozucusu, gayet gizemli bir şekilde ortadan kaybolmaları. Mesela eşofman altlarım; yaklaşık 2 sene önce, gayet severek giydiğim, ayak bilekleri kısımlarının diğer standart pijama kılıklı eşofmanlar gibi lastikli olmamasını çok beğendiğim iki tane eşofmanım birden bire sırra kadem bastı. Kayboldu. Evin her tarafına baktım, yok, valide hanım`a soruyorum, “bilmiyorum, Zeynep kaldırmıştır” diyor, Zeynep Teyze`ye soruyorum, o da haberi olmadığını, valide hanım`ın bir yerlere kaldırmış olabileceğini söylüyor. Sonuç itibarıyla benim eşofmanlar öyle yitti gitti. Aynı şekilde bir ara benim PS2`yi kaybetmişlerdi evde, ben ortalığı ayağa kaldırdım yine, ikisi de nerede olduğunu bilmediklerini söylediler, en sonunda alet kaybolduktan yaklaşık 7 ay kadar sonra bizim depo niyetine kullandığımız bir dolabımızdaki, fazla uzatma kabloları, telefon kabloları gibi elektrik malzemelerini sakladığımız bir kutunun içinden çıktı.

Şimdi de daha alalı iki ay bile geçmeyen çakımı kaybettiler; aynı senaryo tekrarlanıyor; valide hanıma soruyorum yok bilmiyor, Zeynep teyzeye soruyorum o da bilmiyor, arıyorum tarıyorum evi, yok allah yok yok yok. Dellenmemek işten değil sevgili okur, hayır, öyle lanettayin edinmiş olduğum birşey olsa bu kadar sinirlenmeyeceğim ama çok arayarak, seçerek, severek aldığım, ve sahip olmaktan çok keyif aldığım objelerden birisiydi o çakı. Obje sevicilik üzerine bir başka girintide daha detaylı konuşalım isterseniz.

– Demin ilk paragrafı yazarken benim yeni laptopun klavyesi beni nihayet çıldırttı sevgili okur, şimdi sebebini size bir ufak gösteri ile anlatayım:

 Bu paragrafı laptop klavyesinin düzgün çalışmaması sebebiyle ortaya çıkacak hataları düzeltmeden yazacaım sevgili okur; bir iki girinti öncesize laptopun satın alınma ve değiştirilme macerasını anlatmıştım hatırlarsanız, işte o zamanan bu zamana kadar bu makinenin klavyesyle cebelleşmekteyi Klavey bazen yazıyor, bazen yamıyor, canı isterse space çalışıyor, istmezse alışmıyor. Sorun gttikçe kötüleşmeye başladı artık, şimdi bloga yazı yazakne falan problem değil belki ama düşünün ben bu maineden iş de yürütmeye çalışıyrum, sürekli müşteriyle ve bize iş yapan taşrenlarla itibat yazışma halindeyim, e-mailleri yazarken dkontrol etmek yazdıkyan sonra br daha kontrol etmek artık yorucu olmaya başladı, ve sonuda dediğim gibi bugün yazının ilk paragrafını nerdeyse üst üte iki kere yazmak zorunda kalınca artık canıma tak etti, gittim doğru düzgün bir klave aldım kenideiem.

Yukardaki paragrafı okuyunca sanırım benim bu dellenmemin haksız olmadığına siz de hak vereceksinizdir sevgili okur; o kadar para veriyoruz, ama doğru düzgün çalışan bir ürün alamıyoruz ya, en çok ona sinir oluyorum işte.

– Bugün böyle acaip bir negatif elektrik, bir agresyon, bir sinir, tahammülsüzlük, toleranssızlık hali var üzerimde; sabah gelirken trafikte nerdeyse bütün şöförlere sövdüm, arabayı park ettim, düzgün parketmeyi bilmeyenlere sövdüm, işe geldim oturdum bu yukarda bahsi geçen mıymıntıya sövdüm, çay istiycem, telefon ettim çaycıya, yerinde yok, ona sövdüm, telefon çaldı, sövdüm, e-mail geldi sövdüm, cereyanda kalmışım, kürek kemiklerimin arasına birisi bir şiş sokuyor sanki, öyle bir ağrı var, ona hala sövmekteyim sevgili okur. Okur musunuz? okursanız ekime, okumazsanız.. anladınız siz onu da.

Evet, bu pis elektriği gidip aküsü bitmiş arabalara marş bastırmakta kullanayım ben en iyisi, yoksa yine çok fena söveceğim ortaya.

la sinirimi bozma, papaza dönmüşün zaten, saçın sakalın bu ne hal.. lan.. söverim ulan!

la sinirimi bozma, papaza dönmüşün zaten, saçın sakalın bu ne hal.. lan.. söverim ulan!