Archive for the iyi şeyler Category

ketsendbuks

Posted in iyi şeyler on Aralık 3, 2009 by Avis

Efendim iyi günler, biliyorum iki aydır bir satır bile yazmadım bloga, ayıp bana evet. Ama ne vakit yazmaya niyetlensem bir heves kaçması oluyor, ya da yazıyorum yazıyorum ondan sonra yazdıklarımı okuyunca “ı ıh, olmadı bu” diyorum, silisiliveriyorum. Hoşuma giden bir girinti çıkarsa eğer burada sizinle paylaşacağım tabi, ama ondan önce değil. Oyun sektöründe bazı kalburüstü developer`ların ve publisher`ların beklenen oyunları için sorulan “when will it be released?” sorusuna verdikleri “when it is done.” cevabı gibi bir açıklama oldu sanki ama artık idare ediverin.

Bu açıklama paragrafından sonra sıra geldi olağan blog PR işine; geçenlerde facebook`ta dolanırken Umut`çuğumun profilinde verdiği bir link dikkatimi çekti; kediler ve kitaplar. Kitaplar, filmler, müzikler, oyunlar üzerine gayet hoş bir blog olmuş, bir bakmanızı tavsiye ederim.

Şimdilik benden bu kadar sevgili okur; keza sahada işler beni beklemekte. Siz bu satırları okurken ben muhtemelen kontrol mühendisimizle hemhal oluyor olacağım. Hepinize iyi günler.

Reklamlar

Turbonun dayanılmaz hafifliği…

Posted in iyi şeyler on Ekim 4, 2009 by Avis
oğ may gad..

oğ may gad..

Hepinize iyi gezmeler sevgili okur, size yine bir Şam akşamından yazıyorum; niye yazıyorum, aha sebebi yukardakidir; 99-02 Saab 9-3 Viggen. Benim kızın plakasındaki harfleri kendilerine hitaben VG olarak seçmiş idim. Üretildikleri 3 sene boyunca toplam üretimi 3000 tane bu araçların, bizim burda (Şam`da değil, Ankara`da) bırakın yeni modellerini sıkça görmeyi, tutup bunlardan bitanesi ile karşılaşmayı beklemek hayaldir diyordum, ta ki bugüne kadar.

Bugün öğle arası internette olağan ikinci el Saab araştırmalarımdan birini yaparken bir de ne göreyim. Aha işte yukarıda gördüğünüz awesomness`ın aynısından bir tane satılık, hem de nerde, bizim mahallede. Nerdeyse bi taş atımı mesafe.

Gördüm göreli yerimde duramıyorum, internette ne var ne yoksa bulabildiğim şu 3, 4 saatlik süre içerisinde hepsini okudum, Viggen`i aldıktan sonra hangi upgradeleri yaparak yol tutuşunun iyileştirilebileceğini, yarı sentetik yağ yerine tam sentetik yağ kullanılması ve yağın da en fazla 10.000 km`de bir değiştirilmesi gerektiğini, ön marşpiyelin yere fazla yakın oluşundan dolayı kaldırımlara ve park bariyerlerine yanaşırken dikkatli olunması gerektiğini, üzerindeki 5 kollu stock jantların çukurlara düşülmesi durumunda eğilebileceğini ve fakat bunlardan öte, bir kere aracın sürüş karakteristiğine (burda bahsettikleri torque steer dedikleri hadise, yüksek torklu, önden çekişli araçlarda düşük viteslerde gaza aniden yüklenildiğinde ön tekerleklerin kendi kafalarına göre sağa ya da sola gitme istekleri oluyor, Nilsine`de de var, arada bi koltuktan hoplatıyor beni) alışıldığında Viggen`in tadından yenmeyecek bir araba İsveç dilberi haline geldiğini öğrendim.

Fabrika çıkış değerleri 2.3 4 silindir Turbo motoruyla 230 beygir ve 350 N/m tork, tabi bir kısım kullanıcı bununla da kalmayıp bir takım chip tuningler (bkz. BSA, Maptun) ve ekstra after-market upgradeler (bkz. Hirsch, K&N, Eibach, Jetex, vs.) ile beygir gücünü 300`e, torkunu da asfaltı yerinden sökercesine 450 N/m`ye çıkartmış. Ben işin o kadarında değilim tabi. 270 bhp ve 400 N/m kafi gelecektir, 🙂

Mevzunun tuning, performans vb. kısmını bir kenara bırakalım, yeni gelmiş okuyucular (eğer varsa) beni tutup da Imprezalarını patlatırcasına modifiye eden 21`lik veleterle ya da Doğan görünümlü Şahin`inin altına mavi neon taktıran varoşun Michael Knight`larıyla karıştırmasınlar. Asıl mesele, otomotiv endüstrisinde sayısız yeniliğe imzasını atmış, bulup bulabileceğiniz en güvenli otomobillerden bazılarını üreten, her şeyden ötesi nev-i şahsına münhasırlığını belki şimdi birazcık kaybetmiş olsa da diğerleriyle kıyaslandığında kat be kat fazla koruyabilmiş, sahiplerinin en çok düşkün olduğu otomobil markaları sıralamasında birinci sıraya oturmuş bu küçük İsveç firmasının, şimdiye kadar üretmiş olduğu en nadir bulunan, aslına bakarsanız koleksiyonluk bir parça olan bu aracına sahip olabilmek. Tabi bu ancak araç satılmadan ya sayısaldan ya süper lotodan ya da piyangodan bir ikramiye çıkması kadar olasılıklı bir durum.

Neyse o zaman sevgili okur, ben şimdi bi soğuk duş alayım, bi kendime geleyim, bi durulayım az.. sizi awesomness`ın full frontal`ıyla selamlayayım çıkarken. Hoşçakalınız.

oğğğ may gudnıss

oğğğ may gudnıss

edit: lithaen`in yorumuna istinaden ufak bir fotoşop çalışması yaptım, alternatif jantlar fena durmadı sanki, evet:

hoş hoş..

hoş hoş..

onbinyüzon…

Posted in iyi şeyler, stabilize dolgu mlz. on Ağustos 10, 2009 by Avis

Photo027

…kere maaşallah kızıma benim.

gençler hevesli..

Posted in iyi şeyler on Haziran 8, 2009 by Avis

İyi günler sevgili okuyucu, bu girintide sizinle yine güzide net incilerinden bir tanesini daha paylaşmak isterim. Uzun zamandır blogunu örümceklere ağ üretimi maksatlı atöyle olarak kiralamış arkadaşım lithaen`in mekana bir uğrayayım dedim pek de ümitli olmayarak ama bir de ne göreyim; kendisi aynı “boş zamanlarımda müzik dinlemeyi, kitap okumayı ve sinemaya gitmeyi severim” izleğini takip eden bir arkadaşıyla birlikte yeni bir blog girişiminde bulunmuş, ya da girişmiş bloga allah ne verdiyse artık.

Heves mahsulleri ofisi`nin mamulleri gayet taze, ve lezzetli. Devamını bekliyoruz. Elinize yüreğinize bileğinize sağlık çocuklar! (Hıncal bitirişi (finişim) yaparım. Fatality.)

“All hands to battlestations! This is not a drill! I repeat, this is not a drill!”

Posted in iyi şeyler on Mayıs 20, 2009 by Avis

RDF (Robotech Defense Force) üyeleri, solda tüm ihtişamı ile Battloid konfigürasyonunda bir Valkyrie, arka planda SDF-1 ve sol alt köşede de Zentraedi filosundan gemiler
RDF (Robotech Defense Force) üyeleri, solda tüm ihtişamı ile Battloid konfigürasyonunda bir Valkyrie, arka planda SDF-1 ve sol alt köşede de Zentraedi filosundan gemiler

Efendim hepinize iyi akşamlar, bu seferki girintimizde size benim, ilk defa seyrettiğim 80`li yılların sonlarından itibaren hala devam etmekte olan iki müptelalığımın (anime ve çok basitleştirmek gerekirse dev robotlar, nam-ı diğer “mecha” lar) sebebi, pek güzide bir eser olan Robotech`ten bahsetmek isterim. İstedim, oldu.

Şimdi 30`lu yaşlarının civarında olan okurlar muhtemelen hatırlayacaklardır, bir de Voltran (aslında orjinali Voltron imiş, yıllar sonra internet sayesinde aydınlandığımızda öğrendik) vardı pazar sabahları yayınlanan, eyvallah, o da iyiydi hoştu, dağarcığımıza ne zaman bir maksatla yakın bir grup arkadaşla biraraya gelsek tekrarladığımız “Voltran`ı oluşturmak” sözünü, ardından türetilen “bilmemnenin nesi olsam ütü olurum, Voltran`ı oluştursak götü olurum” incisini kattı falan da, şimdi sevenleri alınmasın, az bi miktar tırt bi animeydi Robotech ile karşılaştırıldığında. Neden tırttı diyorum, her iki diziyi de seyredenler muhtemelen bana hak vereceklerdir, bu girintinin konusu olan Robotech`deki gerek senaryo olsun, gerek karakterler olsun, derinliği Voltran`da bulmak pek mümkün değil kanımca, ondan tırttı diyorum.

Neyse efem, konudan sapmayalım, Robotech`e geri dönelim: Dizi 1999 yılında yukardaki resimde gördüğünüz, sonradan SDF-1 (Super Dimensional Fortress`dır açılımı) olarak adlandırılan uzay gemisinin Dünya`ya zorunlu iniş yapmasıyla başlıyor; o güne kadar birbirleriyle savaşmakta olan Dünya milletleri de “ahaney bu da ne ola ki? biz en iyisi tepişmeyi bırakalım, biraraya gelelim (voltran voltran voltran!) şu gemiyi bir hale yola koyalım da fezaya açılalım” diyorlar. Gel zaman git zaman aradan 10 sene geçiyor, bir yandan gemiyi onarıyor insanlar, bir yandan gemide buldukları teknolojilerden faydalanarak yine yukardaki resimde sol planda gördüğünüz Valkyrie`leri üretiyorlar; bunlar uçak olup uçan, ama yeri geldiğinde de robot olup savaşan makineler oluyor sevgili okur.

Sonra efendim, SDF-1`in maiden voyage`ını yapacağı gün, gemideki Protoculture signature`unu takip eden Zentraedi`ler, Robotech Masters`ın savaşçı köle ırkı, Dünya`ya geliyor ve Robotech Masters`a ait olduğunu söyledikleri SDF-1`i geri almak için harekete geçiyorlar. Bakınız Zentraediler:

Zentraedi komutanları; kızıl saçlıdan başlayarak saat yönünde; Exedore, Breetai, Azonia, Khyron

Zentraedi komutanları; kızıl saçlıdan başlayarak saat yönünde; Exedore, Breetai, Azonia, Khyron

 Bu esnada Zentraedi SDF-1`e angaje olduğu sırada, geminin komutasındaki Kaptan Henry Gloval, geminin “jump” yapmasını emrediyor, SDF-1, onarım çalışmalarının sürdüğü 10 sene boyunca etrafında kurulmuş olan bir nevi mantar şehir Macross City`nin ve şehirde yaşayanların (yaklaşık 70 bin kişi kadardı yanlış hatırlamıyorsam) büyücenek bir kısmını da yanlışlıka beraberine alarak bir atlama yapıyor ve Plüton`un arkasında ortaya çıkıyor. Bu atlamadan sonra SDF-1`in jump motorları sırra kadem basıyor ve gemi, beraberindeki sivillerle birlikte Dünya`ya dönmek için uzun bir yolculuğa başlıyor. (bkz. BS Galactica)

Dizinin geri kalan bölümlerinde SDF-1`in Dünya`ya dönüş yolculuğunda kendisine tebelleş olan Zentraedilerle münasebetleri, bu esnada yaşanan aşklar, trajediler, Macross`un SDF içerisinde yeniden kurulması, şehrin işleyişi, felaketler, festivaller, türlü zorluklar sonunda SDF`nin Dünya`ya dönüşü, ardından Dünya`nın başına gelenler vesaire vesaireyi seyrediyoruz, derken sonunda yakılıp yıkılmış bir Dünya`dan SDF-3`ün (evet, iki tane daha inşa ediliyor) Robotech Masters`ı bulmak ve yıkıma son vermek maksatlı ayrılmasıyla orjinal Robotech sona eriyor.
36 bölümlük dev macera; düşün sevgili okur, 10, bilemedin 11 yaşlarında bir oğlan çocuğusun, uzay, robotlar, patlamalar, uzaylılar, patlamalar, uzay gemiler, yine patlamalar, uçaklar, macera, romans, aksiyon, heyecan, kahramanlık, fedakarlık, yani daha saysak sayılır da, bir çizgi filmde o zamana kadar görmeyi hayal edemediğin herşey, ya da hayallerini kurup da göremediğin..
36 bölümlük dev macera, yeniden, remastered, Legend of the Galactic Heroes`dan sonra ikinci büyük download projesi. Coming to a PC near you soon.
Had safhada heyecan.
Hnn, SDF devasa bir uzay gemisi değil miydi yahu? Allah allah..

Hnn, SDF devasa bir uzay gemisi değil miydi yahu? Allah allah..

te be ohanime!

Posted in iyi şeyler on Şubat 16, 2009 by Avis

arka arkaya iki anime içerikli girinti oldu sevgili okur, artık kusura bakmıycanız. Ancak durum o ki, “allaam anime olsa da seyretsek, vay babam oy anam” diye sızım sızım sızlandığım vakitler, maltepe pazarında çekme cd aramaya çıktığım günler hep boşa gitmiş. Şu internet denen alem nasıl bir alem ki sayın okur, karıştır kurcala, imkanı yok sonunu ucunu bucağını bulamıyorsunuz.

Keza bugün de öyle bir durumla karşı karşıyayız; alttaki girintide bahsettiğim LoGH ile ilgili internette daha fazla bilgi ararken şöyle bir siteyle karşılaştım, karşılaşmaz olaydım (belki daha önceden bileniniz göreniniz vardır, da benim ilk):

www.zomganime.com

Ben daha da bişey demiyorum.

Nasıl oluyor da oluyor yahu?…

Posted in iyi şeyler on Ocak 14, 2009 by Avis

Hürmetengiz okur iyi günler hepinize. Bir uzun şamtiye gününün öğleden sonrasında yeniden beraberiz. Üç gündür durmaksızın çalışan kompresörün gürültüsü, nezle illeti sebebiyle tıkanan burnum dolayısıyla kafi miktarda oksijen alamayışım, ve üzerine şantiye dediğimiz bu gaz ve toz bulutu içerisinde uzun saatler geçirmem sebebiyle kafam kazan gibi. Bir yandan da nezle gemi azıya alıp gribe çevirmesin diye “8 saatte bir 500 mg parasetamol” kürü uygulamaktayım ki, bu kazana dönmüş kafamın bir kat daha ağırlaşmasına sebep oluyor.

İşle ilgili, inşaat işi olması haliyle doğal olarak, hergün bir ya da birden çok problem çıkıyor, onlarla boğuşuyoruz. Buradaki işin derdi yetmezmiş gibi bir de Ankara`da başlamış ve başlayacak olan işlerin sorunları, zaman kısıtlarından dolayı yavaş yavaş artan gerginlik, üstüne ailenin ilk ve tek oğlu olarak üstlenilmiş olan sorumlulukların alttan alta sebep olduğu kaygılar, içtiğim kahve ve  sigaradan tad alamamak bilmemne derken yine gayet olağan bir gün geçirmekteyim anlayacağınız üzere.

Ama atılgan okur, hiç beklenmedik zamanlarda, bütün bu yukarıda bahsettiklerimi bir kenara itebilmeye sebep olan güzel şeyler de oluyor ya . Kendinizi  iyice daralmış, sıkıştırılmış, yalnız, dokunsalar patlayacak halde hissettiğiniz bir anda karşınıza birisi çıkıyor; böyle kocaman kocaman gözlü, güneş gülücüklü, öncesinde benim rastlamadığım kadar “canlı” (aslında burada “canlı” kelimesi yeterli kalmıyor, “alive” demek istiyorum; yaşayan, yaşadığını da etrafındakilerin ister istemez hissettiği anlamını yükleyerek) birisi.  Mizaç olarak bakarsanız tamamen sizin zıttınız, ama sanırım öyle olduğundan dolayı bir o kadar da sizi “bütünleyen” birisi. Pek akılla mantıkla açıklanamayacak bir şekilde birlikte vakit geçirmekten, anlattıklarını dinlemekten, o dinlerken anlatmaktan, ve yüzünüzde muhtemelen gayet şapşal görünen bir tebessümle “yahu nasıl oluyor da oluyor?” diye sebebini merak ederek çok büyük bir keyif aldığınız birisi.

Geçen hafta pazartesi gününden beri böyle tatlı bir şaşkınlık hali içerisindeyim işte. Fena da değil hani. 🙂