blue screen blues

Cumartesi sabahı, ya da cuma gecesi de olur, saat ikiye geliyor sayın okur; bilgisayarımın başında, ter içinde, sağ elim paralanmış, hafiften çakırkeyif ve de geçen bir saat içerisinde yaşadıklarımı anlamlandırmaya çalışır bir haldeyim.

Hadisenin mazisi aslında yeni; dün gece birtanem Madamkeyf ile MSN üzerinden sohbet ederken birdenbire biz Windows kullanıcılarının korkulu rüyası mavi ekranla karşılaşıverdim; daha ne olduğun anlayamadan makine kendini yeniden başlattı, ve ondan sonra bir türlü normal şekilde açılmadı. Windows`un “safe mode” diye bir dalgası var ya, bir nevi işletim sistemlerinin pirinç lapası hali, anca onda açılıyor, ama gel gör ki hiç bir işe yaramayan “safe mode” bu sefer de beni şaşırtmadı, problemin ne olduğunu anlayamadan, ve dolayısıyla da çözemeden, huzursuz bir uykuya yattım.

Bugün ofise gittiğimde, “laptop blues” girintime konuk kişi olarak katılmış ITcimize durumu anlattım, “dedim böyle böyle oldu, ne yapmak gerekir?”, bunun üzerine kendisi bana bir Vista kurulum DVDsi verdi, “şunu da şöyle yapın, bunu da böyle edin Avis Bey, falandır filandır kilobayttır” diye anlattı. Tamam, herşey güzel,  eğer makinenin içindekileri kurtarabilecek bir yol bulamazsam “destructive recovery” yapmayı da göze almış halde eve geldim. Bu arada “destructive recovery” ne kadar acaip bir terimdir yahu? Bir nevi heksadesimal anarşizmden söz edebilir miyiz acep? Neyse…

Eve geldim, atarinin düğmesine bastım, açılmasını beklerken “marketten aldıklarımı dolaba yerleştireyim bari” diyerekten mutfağa gittim. Odaya geri döndüğümde makinenin beni yine “safe mode`da açayım mı? ha? açayım mı? bi skime yaramayacak ama olsun, istersen safe mode`da açayım? ha? ne dersin? bak 13 saniye kaldı, karar ver, yoksa ben kafadan safe mode`da açıcam zaten? aha 9 saniye kaldı, e hadi?” ekranı ile karşılayacağını beklerken bir de ne göreyim sayın okur; sanki dün gece beni o kadar uğraştırıp sinirimi bozmamış gibi, lap diye kendi kendine doğru düzgün açılmış sistem, mavi yeşil gradasyonlu arkaplanı ile renkli renkli ikonlar bana göz kırpıyor.

Sevindim tabi. “Cizıs seyvs” diyerekten oturdum makinenin başına, bir temizlik yaptım, software ile yapılabilecek ne kadar bakım, kontrol, rektifikasyon varsa yaptım. Bir nevi sağlam bir hastalık geçirip yataklık olduktan sonra insanın bir müddet kendine aşırı dikkat göstermesi gibi. Tabi sonra ne oldu, abandım oyuna abandım müziğe filme, bu da işte insanın o atlattığı badireyi unutup aynı tas aynı hamam sağlıksız yaşamına geri dönmesi ile bağdaşır, herşey gayet güzel, tıkır tıkır çalışıyor atari.

Neden sonra telefonum çaldı, bitanem Madamkeyf arıyor, konuştuk, ona da anlattım olup biteni, dedim “böyle böyle, mirakılıs, kendi kendine düzeliverdi alet, hadi msn`den konuşalım”, sonra yeniden msn`i açtım, birbirimize dört beş satır ya yazmıştık ya yazmamıştık ki, hiç beklemediğim bir anda makineye yine inme indi ve ben o meşum mavi ekranla karşı karşıyla kaldım tekrar…

Bilemiyorum, aniden içine yuvarlandığım hayal kırıklığı ve sinirle dolu kuyunun derinliğini tahmin edebiliyor musunuz sayın okur? Makine sanki benimle dalga geçiyor gibi hissettim bir an; istediği zaman çalışıyor, istediği zaman çalışmıyor, kitleniyor, bildiğiniz kapris yapıyor (bkz. Ghost in the Shell) gibi bir durum yahu. Konuşmamız yeniden yarıda kesilince bitanem Madamkeyf`i aradım, durumu anlattım, sonunda bitanemin de tatlı telkinleriyle yatıp uyumaya, makineyi de kendi haline bırakmaya karar verdim.

Ve fakat sonra ne zaman sandalyemden kalktım, bana sırıtan mavi ekranla bir kez daha göz göze gelince nevrim döndü; biliyordum ki ben bu atariyi çalışır hale getiremez isem bu gece bana uyku yok.

Laptop`u çıkardım çantasından, zaten kuş g.tü kadar olan masamın üzerine bir de onu koyunca iyiden iyiye sıkıştı ortalık; oradan internet`e daldım tekrar, bu esnada bizim ITciyle konuşmalarımız bir nevi flashback halinde gözlerimin önünden geçmekte: “….mavi ekran çıkınca….hata mesajı….google…..çalışmaz ise Vista DVDsinden boot….harddiskleri formatlar…yedek aldınız mı?…” gibi parça parça hatırlayarak, bir yandan da çıkan hata mesajındaki sıfırları saymaya çalışarak, STOP 0x0000007f ile başlayan, gerisini de şu an hatırlayamadığım satırı, bir işe de yarayacağından çok da ümitli olmamakla beraber, gugılın arama boşluğuna yazdım.

Çıkan sonuçlar bir bakıma enteresandı; hatta bir tanesi beni bir foruma yönlendirdi, baktım, benimle aynı sorundan muzdarip başka bir eleman sormuş “ne ola ki bu?” diye, cevapları hızlıca gözden geçirdiğimde mevzunun hardware kaynaklı olmasının muhtemel olduğunu söylediklerini gördüm insanların, bir kısmı da microsoft`un support sitesine referanslar vermişler, oraya da gittim, ve tabi ki nasıl hiç bir “help” veya “support” veritabanı sizin probleminize çözüm bulmaktan acizse ve “bilgisayarınızı açıp kapatın” veya “işletim sisteminizi yeniden yükleyin” şeklinde genel geçer ve çoğunlukla sıkıntınıza derman olmaktan uzak çözümler ve “tavsiye”ler öneriyorsa, MS`in sitesi de aynı geleneği devam ettirdi.

En sonunda, problemin bir şekilde makinenin parçalarından kaynaklı olduğuna kanaat getirerek, ve fakat hangi parçada sıkıntı olduğu ile ilgili en ufak bir fikrim bile olmadan, kasayı sökmeye karar verdim: Bağlantıları çıkardım, elektrik kablosunu söktüm, eşek ölüsü kilo aluminyum kutuyu odadaki kanepenin üzerine yatırdım, ardından yan kapağını açtım. Bir bilgisayarın kasasının içinin aslında ne kadar boş olduğunu her gördüğümde şaşırıyorum, madem o kadar az parçası olacak bu aletin, ne diye o kadar havaleli bir zarfı oluyor ki acep?

Neyse efem, böyle ben anakarta ve üzerideki muhtelif zamazingolara bakıyorum, anakart da bana bakıyor… Neresinden tutsam, ne yapsam, bilemiyorum bir türlü. Hayır bir de ellemeye de korkuyorum bir yandan; bazı parçalar o kadar hassas görünüyorlar ki. Ancak tabi makineyi bu gece çalışır hale getirmeyi kafama koymuşum ya, çok fazla direnemedim, başladım aletin orasını burasını kurcalamaya: önce RAM`leri söktüm birer birer, bi üfledim falan, tekrar yerlerine takarken baya bir cebelleştim yalnız, sanırım bu parçaları yapan Tayvanlılar, ya da Çinliler, herkesin ellerini kendilerininki kadar ufak zannediyorlar. Sonra efendim fanların üzerinde biriken tozları temizledim, içime sinmedi, gittim içerden elektrik süpürgesini aldım, onunla da bir kısım temizlik yaptım, ama tabi süpürgenin hortum ağzı bu işler için tasarlanmadığından her yere giremiyor. Baktım işlemcinin üzerindeki fanın tozlar süpürge ile temizlenecek gibi değil, fanı sökmeye karar verdim.

Aslında sökmesinin kolay, geri takmasının ise zor bir parça olduğunun, fanı yerinden çıkarmak  için yaklaşık bir on onbeş dakika kadar harcadığımda anlamalıydım belki, belki başka bir zaman olsa “meeh, yarın götürürüm servise orda hallettiririm” diyip yatar uyurdum ama bu gece bu makine çalışacaktı, kafama koymuştum bir kere; bir müddet fanı anakarta tutturan kilitlerin nasıl açıldığını anlamaya çalıştım, ardından daha uzunca bir müddet o kilitleri açmaya uğraştım, işte sağ elin paralanması da o zamandır. O kadar geniş yer varken kasanın içinde ne diye o bakır soğutma serpantinlerini o kilitlerin o kadar dibine koyarlar, anlamış değilim. (e maksat işlemciyi soğuk tutmak ise işlemciye yakın olması da doğal o serpantinlerin, di mi Avis? Evet.)

Sonunda o fanı da sökmeyi becerdim, bir yandan da elektrik süpürgesi ile makinenin içindeki, fanların üzerindeki (kasada üç tane fan var bu arada, iki yanına birer kanat taksak havalandıracak kadar hava akımı yapıyor nerdeyse) tozları emdiriyorum falan hala, baktım süpürge bazı girintilerde çok başarılı olamıyor, “hele ben şuna bi üfleyeyim kuvvetlice” dedim, demez olaydım, nerdeyse iki senedir içerde birikmiş tozu kiri havalandırıverdim, bir kısmını da yuttum sanırım. Bilgisayar içinde birikip yıllanmış toz kadar kötü toz yokmuş sayın okur, aman diyim, benden söylemesi.

İşlemcinin üzerindeki fanı yerine takma aşaması ise kasayı kanepenin üzerinde öylece bırakıp gidip yatmaya en çok yaklaştığım zaman oldu; dört köşeden anakarta giren pimleri ve bu pimleri yerine sabitleyen kilitleri olan bir sistem var ortada, arkadaş, iki tanesi oturuyor yerine, ikisi oturmuyor, delirecem. Mizaç olarak sabırsız bir insanım zaten, birşey olacaksa ilk seferde ve olması gerektiği gibi olsun istiyorum, olmayınca da sinirleniyorum, sinirlenince de o iş zaten olacağı var ise de olmuyor zaten, böyle bir kısır döngü içerisinde fanı yerine takmaya uğraş uğraş uğraş… Sonunda oldu, ancak şu an 4 pimin 3`ü tutuyor fanı, bir tanesi benim hışmıma uğradı.

Güç bela makineyi tekrar bir araya getirmeyi başardım nihayet, sonra bütün kabloları, jackleri yeniden bağladım, USBleri taktım, bastım düğmesine…

O da nesi? makineden “TARTARTARTARTARTARTAR” diye bir ses geliyor; normalde “hnnnnn” diye inceden br fan sesi duymamız gerekirken bilgisayar içi dışına çıkınca kendini pancar motor zannetmiş gibi davranmaya başladı. Tekrar kapat makineyi, kabloları sök, kanepeye yatır, içini aç…

Meğer kasayı kapatırken yan taraf fanının elektrik besleme kablosunun fana çarptığını görmemişim, sesin sebebi oymuş.. Fazla kabloyu bir yerlere sıkıştırıp kapağı yeniden kapattım, bağlantıları yaptım, ve düğmeye ikinci kez bastım……..

 

…..bu girintiyi yazmaya başladığımda saat iki`ye geliyordu, şimdi bakıyorum 03:32 diyor atari sevgili okur. Evet, kapris yapan atarinin saati bu. Makine çalıştı. Ben kesinlikle ihtimal vermiyordum, ama çalıştı. Taa girintinin başında dediğim, yaşadıklarımı anlama çabası içinde olma hali de bununla alakalı işte:  Nasıl oluyor da böyle abuk subuk bir müdahale ile bu kadar karmaşık bir makineyi yeniden çalışır hale getirebiliyoruz? Yani benim yaptığım sadece bazı parçaları söküp takmak, bazılarına da üflemek idi. Nasıl oluyor da bu yeterli oluyor? Sözde saniyede bilmem kaç milyar işlem yapabilen, fotoğrafik gerçeğe yakınsar kalitede resimler üretebilen, müzik yapan, internet denen akıl almaz boyuttaki depodan göz açıp kapayıncaya kadar aradığın toplu iğne başını bulup getiren bir alet, bir makine, böyle bir kısım toz parçacığı dolayısıyla mı işlemez hale geliyor?

Bunu anlayamıyorum işte.

Reklamlar

2 Yanıt to “blue screen blues”

  1. Şekerim, morralini bozmak istemem ama benim atarinin işlemci fanını 3 pimle tutturmaya kalktığım son seferinde -fenalık basmıştı; son pimi ne zaman yerine oturtsam bi tanesi sik gibi cart diye geri atıyordu- güç kaynağımı yakmayı başardım. İşlemci de fena ısınıyordu.
    Bir de mavi ekran hedelerinde bazen son kurduğun sürücüleri de kontrol etmekte fayda var. Kernell’de çakışma olabiliyormuş. Bu da tecrübeyle sabittir 🙂

    • Bu girintiyi yazdığımın ertesi günü alet yine çöktü, bu sefer bütün sistemi baştan yükledim, şimdi cıncık gibi oldu makine ama hala bişeyler ters gidiyo gibi sanırım.. bir de artık “yanarsa da yansın ulean” moduna girmiş gibiyim, yakarım fanını da yakarım diyorum. Kenanım, doğulum.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: