Kış

Bu sabah arabanın camındaki buzu görünce, ve sanki bir daha hiç duramayacakmışım gibi soğuktan titremeye başlayınca dedim kendi kendime; “geldi nihayet…”. 

Kapalı havaları oldum olası sevmedim, hatta burada da sık sık iç daralması ifrazatları şeklinde yazdığım girintilerde de bundan bahsederim, dikkatinizi çekmiştir. Ancak kapalı havaların bir avantajı, oldukları gibi görünmeleri: Pencereden baktığınız zaman bırakın güneşi görmeyi, “benim bildiğim kadarıyla gökyüzü mavi idi, ne ara beton grisine çevirdiler” dediğiniz vakit, evden dışarı çıktığınızda o suratsız havanın canınızı sıkması yanısıra, eğer tedbirinizi almadıysanız açıkta kalan kısımlarınızı da donduracağını bilirsiniz, en azından bir ipucu vermiş olur size. Bir nevi nemrut bir hatunu görüp de artık nasıl olduysa beğenip, herşeye rağmen yaklaşıp “merhaba” dediğinizde size boka bakar gibi bakmasının yanısıra büyük ihtimalle tersleyecek olmasına çok da şaşırmayacağınız gibi.

Ancak asıl ters köşeye yatıran bizi, bu “güzel” havalar. Şair boşuna dememiş “beni bu güzel havalar mahvetti” diye. Bu sabah kahvaltı ederken limonlukta dışarı baktım, günlük güneşlik. Kristal bir kadeh gibi berrak bir hava, yaprak kıpırdamıyor. Öyle ki, dışarda bütün renkler sanki gerçekte, aynı o şekilde görünmeleri gerekiyormuş gibi, sanki daha önceleri ya çok ya da az “doygun(saturated)”muş gibi görünüyorlardı. İster istemez, her ne kadar pazartesi de olsa günlerden, bir güzel his, bir, nasıl desem, sebepsiz mutluluk hali peydahlanıyor insanın içinde. Yukarıdaki paragraftaki analojiyle devam edersek eğer, yine uzaktan bir hatunu görüp de, “hah, işte budur olması gereken” derken içinizi garip bir mutluluğun, dürtünün doldurması gibi…

Ve fakat (ingilizcede diyorlar ya, “there`s always a but…” diye, o hesap işte) ne zaman ki adımınızı atıyorsunuz; bu adım evden çıkmak için atılan adım da olur, veya iki koldan gidiyoruz ya, yine cesaretinizi toplayıp o tam da olması gerektiği gibi olduğunu düşündüğünüz hatuna bir “merhaba” demek de olur, işte o vakit yüzünüze çarpacak olan o ayazla bırakın derinizi, iliklerinize, usunuzun en ücra köşelerine kadar donmaya hazır olun. 

Bu girinti, sabahki titreyişim, ve yine ilk elden tecrübe ederek görünüşe aldanıp da paltoyu kazağı giymemenin nasıl iç dondurucu sonuçlar yaratacağını bir kez daha hatırlayışım üzerine yazıldı tarafımdan. Hatun mevzusuna gelince, olmadı şimdilik yukarıda tariflediğim gibi birşey, ancak karşı cinsle yakınlaşmalar konusunda, hava konusunda olduğumdan hep çok daha temkinli, hatta çekingen davrandım şimdiye kadar.

İyi kışlar, kendinize dikkat edin.

Ha, yine unutmadan; artık girintilerde içerikle alakalı ya da alakasız, zat-ı şahanelerinin en şık hallerini gösterir fotoğraflar koyuşum geçmişi kısa bir geleneğe evriliyor ufaktan, aynı şekilde devam ediyoruz efendim:

saab93_2

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: