"Son zamanlar yaptıklarıma bakma ne olursun…"

Efendim tekrardan merhaba; afiyettesinizdir işallah, beni sorarsanız, bendeniz aylık Şam seyahatlerimden birtanesinde, şan(Şam)tiyede, tozlu konteyner odamda oturuyorum. Evvelki girintiden pek farklı değil vaziyet burada, olan biten aynı, iş ite kaka gidiyor, at koşuyor, baht kazanıyor.

Gün aşırı blog`u açıyorum, bakıyorum uzun uzun, bi “hmmmmmm”lıyorum, sonrasında kapatıyorum geri. Kronik motivasyon eksikliğinden muzdarip olduğumdan mütevellit, çoğu zaman yazasım gelmiyor, nadir zamanlar (misal bu sefer) da açıp iki satır yazdıktan sonra bırakıyorum; “meehh, olmadı yine bu” diye.

Halbüse (bu kelime de sanırım “hal böyle ise”nin kısası olacak) son bir buçuk aylık zaman zarfında bir Şam seyahati, bir Datça-Kaş kombo tatili, bir adet de Lüksemburg`a 3 günlük bir ateş almaya gidiş, uçağı kaçırış, bavulu kaybediş, üstüne üstlük bir de üşütüp afedersiniz motoru bozuş hikayelerim var, yazsam yazılır yani. Ama işte olmuyor bi türlü. Neyse bakalım, belki bu sefer olur. Kim bilir?

– Araya Suriyeli taşeron, bir miktar e-mail, kahve ve sigara molası girdi, kafam dağıldı. Bakalım toplanacak mı? –

Size kısa kısa her birinden bir bukle anlatayım o zaman:

Suriye enteresan bir yer, geçen Mart`tan beri düzenli olarak her ay bir hafta on günlüğüne geliyorum. Daha önce bulunduğum arap memleketleriyle karşılaştırmaya çalıştım ilk seferlerde, olmadı. Uymuyor. Her ne kadar Suriye Arap Cumhuriyeti diye geçse de resmen, o kafamızda yerleşmiş “arabistan” resminden çok farklı. O tarafı iyi. Ancak gerisi kötü. Buraya gelmiş, konuştuğumuz Türklerin hepsinin dediği, benim de katıldığım, “bizim memleketin yirmi/otuz/elli yıl (bu yıl miktarı yorumu yapan kişiye göre değişiyor) öncesi gibi burası”. İşinizi olması gerektiği gibi, yani kitabına göre yapmaya çalışırsanız eğer, işi halledecek elemanın eline üç beş dolar para sıkıştırıp (anladınız siz onu) yaptırmanıza kıyasla sekiz, on, hatta yirmi kat daha fazla zaman ve işgücü harcamanız gerekiyor. Benim en net şekilde gördüğüm olay bu. Bahşiş almış yürümüş. Bunun yanısıra çok “eski” bir memleket; yıllarca dışa kapalı yaşadıklarından dolayı ekonomisi kendi yağıyla kavrulmaya alışmış, refah seviyesi düşük (hence the bahşiş), fazla gelişememiş bir ülke. Yavaş yavaş toparlıyorlar gibi sanki ama işte, insanları bir enteresan; ağırkanlılar, fikrisabitler, ve de fena halde paragözler. 2009 sonbaharına kadar bu aylık seyahatlerim devam edecek, muhtemelen burayla ilgili daha da yazacağım ilerleyen zamanlarda.

Suriye`den Temmuz sonu yüzümde ve kollarımda enteresan alerjik reaksiyonlarla böyle gayet cüzzamlı bir imajla döndükten sonra efendim, tatile çıktık sevgilimle. Doktor “güneş alerjisi bunlar” dedi, ve fakat 9 gün boyunca güneşin altındaydım, alerjilerimin daha kötü olması gerekirken iyileşmesi beni doktorun yanlış teşhis koyduğu yolunda düşünmeye sevketti.

Ne diyodum; Datça diyodum, Kaş diyodum evet. Ben her ikisine de ilk defa gittim; sanırım Kaş`a fi tarihinde bi ara aileyle beraber gitmişliğimiz olmuş, ancak ben muhtemelen o ara halen tek haneli yaşlarda olduğumdan dolayı, pek birşey hatırlamıyordum, dolayısıyla bu gidişi ilk gidiş saydım ben. 9 günlük tatilin 33 saati (gidiş dönüş ve Datça-Kaş arası) yolda geçti ama değdi. Tatilin iki gün üç akşamlık Datça ayağından pek bişey anlamasak da, Kaş`taki 6 günlük “dı altimıt çil aut” gayet güzel oldu. 6 gün boyunca şu rutinden şaşmadık sevgili okur, tavisye ederim:

0930 – kalkış
1000-1030 – kahvaltı
1030-1730/1800 – otelin karşısındaki mekanda şezlonglara yayılış, arada suya giriş, susayınca bir bira çakış, sonra tekrar suya giriş, yemek yiyiş, tekrardan yatış, gazeteler ve bulmacalarla hemhal olunuş, akşamüstü bi çay içip kalkış
1730/1800 – 1900 otele dönüş, giderken iki bira alış, balkonda manzaraya karşı birer bira içiş (bkz. foto)


1900 -1930 – duş alış, süsleniş püsleniş
1930 – 2030 – Dejavu`da limana karşı birer yemek öncesi birası daha içiş
2030 – 2200 – Yemek yiyiş, belki birer bira daha içiş
2200 – 2300 – Hideaway`de yemek sonrası içkilerimizi içiş, uykumuz geliş
2300 – Otele dönüş, yatış uyuyuş.

Altı gün bu şekilde geçti, “tekne turuna çıkalım” diyorduk başta ve fakat şezlong üstü tembellik o derece tatlı geldi ve de biz bir türlü sabah erken kalkmayı başaramadık ki, olmadı. Önümüzdeki yaza ertelemeye karar verdik sonunda.

Böyle yok denizdir yok güneştir, çilautdur, biradır, şezlongdur, sandalettir derken tatili de bitirdik, döndük geldik Ankara`ya; tatil sonrası tekrar pantolon giymeye alışmak zor oldu, keza sabahın köründe kalkıp işe gitmek de, trafiğe çıkmak da, kafayı çevirince su yerine çatı görmek de alışılması zor şeyler oldu (e haliyle.)

Sonra bir de baktım bana şirket piyangosundan Lüksemburg seyahati çıkmış, okuyucu yanılmasın, bu satırları yazarken gayet sarkastik bir şekilde basıyorum tuşlara; ben ne kadar seyahat etmekten hoşlanmadığımdan, Ankara`da durmaktan gayet memnun olduğumdan bahsedersem, o kadar çok yol görünüyor bana.

Ben vizenin yetişmeyeceğinden medet umarak, ama bunu da çok çaktırmamak için bir günde Şengen vizesi için gerekli, üstüste konduğunda ufak bir novella kalınlığına ulaşan belgeleri toplayarak başvurdum vizeye, aksi gibi vize jet hızıyla ertesi gün çıktı, benim de “vize yetişmedi, ben naapim?” hain planı suya düştü. Namussuz avrupalılar.

Efenim, bavulumu topladım, çantamı yüklendim, atladım uçağa; Ank-Münih ve Münih-Lüksem. şeklinde uçacağım, ve fakat uçamadım. Biletlerin teleloy kesilmesinden ve Münih havaalanındaki uzuuuuun pasaport ve güvenlik kontrolünden dolayı Münih`te uçağı kaçırdım. Ordan Frankfurt`a, ancak oradan Lüksemburg`a uçabildim. Sabah saat 11 civarı otelde olmayı planlarken benim otele varışım öğleden sonra saat 4`ü buldu, ha, daha önce de yazdığım gibi üstüne üstlük benim bavul da Lüksemburg uçağından çıkmadı. Leş halde otele yığıldım kaldım. Ertesi gün de sebeb-i ziyaretim olan toplantı var, neyse efendim, böyle kah üşüyerekten, kah karın ağrısıyla uyanıp banyoya yetişmeye çalışaraktan gayet eğlenceli bir gece geçirdikten sonra ertesi sabah bitik bir halde toplantıya girdim, bir de ne göreyim; benim haricimde herkes iki dirhem bir çekirdek, çekmişler lacileri kravatları, gelmişler. Bendeniz ise kıçımda bir kot, sırtımda da bir t-shirt ile katılmak durumunda kaldım. İnsan ister istemez o kadar kravatın arasında yakası bağrı açık kalınca bi rahatsız hissediyor kendisini; bu da bir nevi “mahalle baskısı” gibi bişey olsa gerek.

Toplamda 72 saatimi heder eden toplantı hepi topu 50 dk sürdü, ondan sonra saldılar bizi, ben de “hadi madem erken bitti, bi miktar Lüksemburg`u gezeyim dedim. Yaklaşık 1,5 saat kadar dolaştıktan sonra çözdüm olayını; gayet stereotipik bir Avrupa kenti; temiz, düzenli, pahalı, medeni. Son 3 senesini kah Filipin tropiklerinde, kah Arap çöllerinde geçirmiş biri olarak bana o kadar elegans fazla geldi, “ben en iyisi mi otele döneyim bari” dedim, gittim odama yattım yeniden.

Gidiş yolculuğuna kıyasla gayet sorunsuz geçen bir dönüşle tekrar Ankara`ya geldim, oturup da iki nefes almadan kendimi Şam`da buldum tekrar.

İşte bundan sonrası efendim yukarıdaki “Suriye enteresan bir yer…” ile başlayan paragraf yeniden. Üç gün oldu, daha bir on gün kadar buradayım, eğer internet filtreleri müsade ederse yazmaya devam edeceğim efem.

Herkese eyi günner dilerim.

Reklamlar

Bir Yanıt to “"Son zamanlar yaptıklarıma bakma ne olursun…"”

  1. nautilus Says:

    avis ya, biz de sevgilimle kaşa gittik ama sizin programla alakası yok. ben de tatile çıkarken sizinkine benzer bir planla çıkmıştım. fakat gel gör ki o sevgili popolarımız bir rahat yayılamadı. he çok eğlendik o ayrı:))
    lüksemburg’ta bile bünyeyi atalete yenik düşürmüşsün ya ne diyeyim sana ben. hımbıl desem ayıp olur mu acep?

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: