Köstence 38. gün

Salamuraya yatırılıp bir süre bekletilmiş blog girintilerinden birisi daha; bu arada acaba “entry”ye “girinti” diyebilir miyiz ki? Uydu mu acaba? 

Köstence, 34. gün, ya da “Seturdey nayt fivır halinde Gerçek Romans” 

Televizyonun karşısında oturmuş bir yandan aylaklık eder bir yandan kanalların arasında bir oraya bir buraya zıplarken, “True Romance”a denk geldim, (ardamardar biraderim, senin şerefine kaldırıyorum bira tenekemi) orasından burasından parçalar seyrettim, film hala devam ediyor aslına bakarsanız; şu ara Christopher Walken ve tayfası Dennis Hopper`ı fena halde benzetiyor olsa gerek… bir saniye…  Araya reklam girmiş, bir takım şişman Romenlerin şarkı söylediği ucuzcana bir tv programının tanıtımını yapıyorlardı, dayanamadım, geri geldim. 

“Romans” üzerine yazmayalı ne kadar uzun zaman geçmiş. Bir zamanlar insanı yazmaya sevkeden en kuvvetli dürtü olduğunu düşünürdüm aşkın meşkin, yıllar önceydi. Şimdi bakıyorum da içime, ufak bir kırıntı var mı, üzerine bir miktar alkol ekledikten sonra alevlenecek, yine o yıllar önceki harareti, o kabına sığmaz, gavurun “volatile” dediği dürtüleri harekete geçirecek bir şeyler kaldı mı diye, ancak ne yazık ki eser yok denk gelmeyi umduklarımdan. Bu arada, Christopher Walken ve tayfası Dennis Hopper`ı fena halde benzetmeye başlamışlar. Christopher Walken kişisi takdir ederek seyrettiğim karakter oyuncularından birisidir, kendisini, hmmm, Batman Returns`de Max Schrek olarak veya Fat Boy Slim`in “Weapon of Choice” klibinde dans eden eleman olarak seyretmişsinizdir. Ayrıca Deer Hunter`da De Niro`nun Vietnam`da kalan, ardından Rus ruletinde kendini öldüren kankasını da bu eleman oynamıştı. Daha sayarım ama uzatmayayım, 10 numara bir aktördür kendileri, hörmetlerimiz sonsuz. Ahanda resim: 

Neyse efendim, TV`den gelen seslere bakarsak Dennis Hopper hakkın rahmetine kavuştu, mafya bizim çifte kumruların izini buldu. Bir beş, yedi dakika sonra filmin en grafik, en vahşi sahnelerinden birisi, Patricia Arquette`in kendisinin üç katı cüsseli James Gandolfini ile kapışma sahnesi başlayacak…  Tekrardan konuyu değiştirirsek (bu esnada sanırım Patricia Arquette fena halde benzetiliyor) ve “Romans” mevzusuna gelirsek eğer… (aslında elimden geldiğince bu mevzudan uzak durmaya çalışıyordum ve fakat her nasılsa bu gece birşeyler beni dürtüyor o tarafa doğru) 

Aslına bakarsanız “Romans” mevzusu hakkında yazacağım hiç bir şey yokmuş şu an. Ne kadar acı. Ekrana bön bön bakıyorum, düşünmeye çalışıyorum, ama yok allah yok. Boş. Sıfır. Uzuun bir süre tek başına yaşadıktan sonra galiba bünye kendisini “tek”liğe alıştırıyor, belli bir zaman sonra o “yakınlaşma”, o “paylaşma”, o “birlikte olma” ihtiyacını hissetmemeye, ya da çok çok daha az hissetmeye başlıyorsunuz. Bir bakıma insanı özgürleştiren bir durum bu, öteki zamanlarda aklınızın, düşüncenizin büyük bir kısmını işgal edecek olan bir “yük”ten kurtulmuş oluyorsunuz sanki. Tabi gel gör ki, bütün bu yukarıdaki paragrafta yazdıklarım aslında yalnız bir adamın avuntularından öteye gitmeyen laflar da olabilir. Kimine öyle gelecektir, kimi de “evet ya, hakkaten de öyle” diyecektir. İnsanoğlu binbir çeşit. (Had safhada çelişirim kendimle, affım olmaz) 

Altıncı ve sonuncu biramı açıyorum şimdi, pakette de beş tane sigaram kalmış, yaklaşık bir yarım saat, kırkbeş dakika kadar idare eder sanırım, ondan sonra ver elini yatak. Yarın allahtan Pazar, erken kalkmak gibi bir durumum yok.. bakalım, bu süre içerisinde daha neler döktüreceğim sevgili blog okurlarım. Ne diyorduk, “Romans” diyorduk, değil mi? Diyelim tabi. “Sevgililer Günü”nün üzerinden daha bir ay bile geçmedi, kim bilir kaç tane sevgili birbirinden ayrıldı, birbirini aldattı. Binlerce, belki on, belki yüz binlerce. “True Romance” diye birşey kaldı mı gerçekten, yoksa bizden bir önceki nesille birlikte artık “tedavülden kalktı” mı acaba? 

Kusura bakmayın sevgili blog okurları, tek başına geçen onlarca Cumartesi akşamının bıraktığı arazların dışavurumu bunlar hep. Bütün bu yakınmalar, sinik iğnelemeler, sözde “umursamaz” duruş… İnsan bir şekilde yalnızlığını daha “birlikte yaşanabilir” hale getirmeye çalışıyor ister istemez. Bu hezeyanlar hep bu sebepten kaynaklı.  (Sting, shape of my heart, bir bira ve bir ara…) 

………………………………………….. Sızışmışım arada.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: