“The coldest blood runs through my veins…

14 Şubat. 

Şu an “Şubat” kelimesini yazınca aklıma geldi, “Sabbath”la bir alakası var mı acaba? Hani benziyor da. Olur olur. Ayrıca “sebat” da yine aynı context içerisinde gibi sanki, aslında sanki değil, öyle, benim bildiğim kadarıyla. Neyse. 

ACDC dinler misiniz? Benim ilk dinlediğim hard rock parçalardan birisi “Thunderstruck” idi. O zaman da hayret etmiştim, hala da bu hayret ediyorum dinledikçe, bu eleman nasıl oluyor da bu kadar yırtınıyor, bu kadar yırtındıktan sonra nasıl oluyor da gırtlak kalıyor daha şarkı söylemek için diye. 

Bugün alışveriş yaptım eve, Carrefour`dan. Yastık, yorgan, tuvalet kağıdı, yağ, tuz, bira gibi gerekli şeyler aldım. Kasada ödemeyi yaparken aldığım six-pack`teki biralardan birisi paketten kurtuldu, tezgahın köşesine çarptı ve delindi, ortalık bira oldu. Kasiyer kız beklememi, paketi değiştireceğini söyledi. “Tamam” dedim, bu arada meşgul görünmek için market arabasının içindekileri bir öyle bir böyle düzenlemeye başladım. Bir beş dakika kadar oyalandıktan sonra kız yeni paketi getirdi, tam bana uzatırken paketin içinden iki tane kutu yine düştü. Neyse ki bu sefer herhangi bir delinme, patlama olmadı. Ben bu esnada soğuk terler dökmeye başlamıştım. Market alışverişi giderek bir kabusa dönüşmeye başlıyordu. Neden sonra çok fazla insanın olmadığı bir köşe bulup da arabanın içindekileri tekrar düzenlerken aldığım biranın markası dikkatimi çekti, “Bergenbier”… Acıların kadını Bergen vardı bir zamanlar, hatırlar mısınız? Dostu olduğu eleman yüzüne kezzap atmıştı, dolayısıyla kocaman kocaman güneş gözlükleri takar, saçıyla yüzünün yanmış kısmını kapatarak çıkardı TRT`ye. Şimdilerde yüzüne kezzap atılmış insanları anca şov tivi ana haberde, o da yüz kısmı mozaiklenmiş olarak görebiliyoruz. 

“School of Rock”, seyredin, eğlenceli film. Jack Black zibidisi var, komik. (For Those About To Rock çaldı, oradan aklıma geldi) 

Memleketteki tütünün tadı hiç bir yerde yok yahu. 

Bugün ilk defa burada araba kullandım. Bizim oralar gibi değil, yani “yol verilmez, alınır” kuralı burada işlemiyor. İnsanlar birbirlerine yol veriyorlar. Ben alışık olmadığım için trafiği bir iki kere kitledim. Ondan sonra, bizim memlekette sallamadığımız yaya geçitleri burada çok büyük bir tehlike, çünkü bir yaya geçide adımını atar atmaz yoldaki araçlar durup yol veriyor. Çok sakat. Trafik beklemediğiniz bir anda duruveriyor, dalarsanız birine arkadan bindirmeniz veya geçitteki yayayı ezmeniz işten değil. İkisi de neredeyse başıma geliyordu bugün. Allahtan bir sakatlık olmadı. 

Bu arada, insan ne oldum dememeliymiş gerçekten; bizim orada trafikteyken uzak durduğum belli başlı araç ve sürücü tipleri vardı, misal taksiler, dolmuşlar, efendime söyleyeyim Bilkent sticker`lı, 34 plakalı araçlar gibi. Trafikteyken uzak durulması gereken araç tiplerinden birisi de son beş altı yıldır mantar gibi ortalığı saran Renault Kangoo, Fiat Doblo tipi, minivan diye tabir ettikleri, neyi düğü belli olmayan araçlar. Bunları genelde bizim orada şirketlerin satın alma, getir-götür, bok püsür işleriyle uğraşan, genelde eğitimi liseden öteye gitmemiş adamların altına verdiler. Bu araçlar insan taşımanın yanı sıra yük taşımak için de tasarlandıkları için kuvvetli motorları var, dolayısıyla tiplerinden ve cüsselerinden beklenmeyecek çeviklik ve hıza sahipler. Ve yine bundan dolayı yukarıda çok genel olarak çizdiğim profile sahip “şöför”lere verilince, tehlikeli oluyorlar. Gerçekten. Bakın, dikkat edin, siz sol şeritte 120 130 basmış giderken bunlardan birisi kıçınızın dibine dayanıp, bir de selektör yaparaktan yol isteyecektir sizden, vermezseniz sağınızdan geçmeye çalışacaktır. Bu araçlar genelde beyaz olurlar. Neyse efendim, işte ben de burada o araçlardan birini kullanmak durumundayım şimdi. Yine bugün sabah aldık onu da. Daha yeni. Buradaki işimizi yaptıracağımız Romen taşeron firmanın iki patronu var, birisi BMW 645 kullanıyor, ötekisi 740. Bu nasıl iş? 

Eve üç gündür kablolu tv bağlatmaya uğraşıyorum, olamadı bir türlü. Rahat, geniş insanlar bu Romenler, “bugün olmadıysa yarın hallederiz” mantalitesi hakim. Yavaş yavaş, ağır ağır, sakin sakin. Aksiyon yok ortamda. 

Aynaya uzun süre baktığınız zaman “kim lan bu?” dediğiniz oldu mu hiç? Ben ne zaman uzun süre aynaya baksam, bir noktadan sonra bu soru pörtler bir yerden. Yabancılaşmanın en saf hali olsa gerek; kendi suretini yadırgamak. 

Yabancılaşma = alienation… alienation à “alien nation”  

“Alien Nation” diye bir dizi vardı bir aralar, koca kafalı ve kafalarının üzerleri türlü çeşit desenlerle kaplı uzaylılar, Dünya`ya geliyorlar, insanlarla birlikte yaşamaya başlıyorlar. Ne kadar convenienttır ki, bu uzaylıların morfolojik olarak kafaları hariç geri kalan herbişeyleri insanlarınkiyle aynı (büyük ihtimalle yapım giderlerini düşük tutmak için öyle tasarlanmışlardı). 

Yaklaşık on iki parçadır ACDC dinliyorum da, bir noktadan sonra bütün parçalar birbirinin aynıymış gibi gelmeye başladı. 

Yalnız yaşamak zor(muş). Yalnız yaşamak bir sürü ekstra efor demek(miş), yalnız yaşamak insanın kendi kendine yetebilmeyi öğrenmeye uğraşması demek(miş). Hele dilini, huyunu, suyunu bilmediğin bir memlekette yalnız yaşamaya çalışıyorsan, daha da zor(muş). İnsan bizzat tecrübe etmeden anlayamıyor(muş) 

(Parantezlerin içindeki miş`li geçmiş zaman ekleri, hayatlarını bambaşka memleketlerde tek başlarına, en başından kurmuş arkadaşlarıma ithaf olunur, onlara olan saygım ve takdirim bir kat daha arttı.) 

Kalabalık yerler beni acaip tedirgin ediyor. 

You`ve been….ThunderSTRUCK! 

Muhahhahhahahahahaaaa….. 

 

… you know my name”* 

 

*Chris Cornell, “You Know My Name – Casino Royale OST”

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: