günlük rutinin objeleri

soldan sağa; sigara, üstünde çakmak, güneş gözlüğü, saat, telefon, yanan sigaralı küllük ve anahtarlar. Arka planda portıbıl atari. Ortada eller, eller eller, dırının dırının.. eller, eller eller… (çocukluk yıllarını 80`lerin başında geçirmiş olanlar şarkıyı hatırlayacaklardır.

Bu toplam ağırlığı yaklaşık 4 kilo olan yığınla bir insan, artık otonom bir şekilde, dünyanın neresinde olursa olsun, eğer beyaz yaka olarak tanımlananlardan ise, “çalışma” denen aktiviteyi, bazı temel ihtiyaçlarının (hava, su, yemek, ADSL internet bağlantısı vb.) karşılandığını kabul edersek, gerçekleştirebiliyor.

“Sosyalleşme” dediğimiz mevzunun giderek “online ” hale geldiği, insanların kendilerini ifade etmek için giderek bu ve benzeri “çevrimiçi” (hastayım bu kelimeye) ortamları tercih ettiği günümüzde (TRT spikerleri gibi konuşmaya başladım) bu objeler yığını ile diğer insanlarla olan etkileşimi de sağlamak mümkün.

Bu objelerin kimisi doğrudan, kimisi dolaylı yoldan iletişim amacıyla kullanılabilir ve halihazırda da kullanılıyor; telefon ve atariyi doğrudan iletişim araçları olarak kenara ayırıyor ve haklarında yazmaktan şu an itibarıyla vazgeçmiş bulunuyorum.

Dolaylı yoldan iletişim objelerine gelince, resimdeki numunelerden bir kaçını seçelim; misal saat. “Sizin hakkınızda en çok şeyi ne arkadaşınız, ne sevgiliniz, ne de ayakkabılarınız söyler. Hakkınızda en çok şeyi saatiniz söyler – Seiko reklamı”. Bir reklam sloganı olmasından dolayı bu kadar kesin ve iddialı olmasının dışında bu lafa benim herhangi bir itirazım yok. 19. yy sonundaki endüstri devriminden bu yana süregelen progresif yaşam ideası ve bunun beraberinde getirdiği teknolojik ilerleme bağımlılığı ve bu bağımlılığı beslemek için kullanılabilecek en ulaşılabilir uyuşturucu olan obje fetişizminin yüceltilmesi sonucu bu ve benzeri sözde “kişiye özel” nesneler artık genel geçer insanın kimliğinin, kişinin bu durumun farkında oluşunun ve bu durumu benimseyişinin derecesine göre, bir parçası oldu.

Hatta kimi zaman yalnızca bir parça olmanın da ötesine geçip, diğer benzer nesnelerle birlikte oluşturdukları bütün, kendilerine “sahip” olduğunu sanan kişinin kimliğini tümüyle oluşturmaya başladı. Bu durum, insanların son tahlilde tembel varlıklar oluşundan dolayı, kendilerini ifade etmek ve diğer insanlar arasındaki yerlerini tanımlamak için zor yolu seçip söylem ve üretim yolunu kullanmaktansa, önceden tanımlanmış, sözde kişiselleştirilebilir ancak özde basmakalıp prèt-a-porter kimlik setlerini satın alarak üzerlerinde ne kadar iğreti durduğunun farkına varmadan, “giymeleri” ile sonuçlandı. Hala da öyle gidiyor.

Hatta hatta, savı bir adım öteye taşırsak, öncesinde kendi başına bir hikayesi ve söylediği olup da daha sonra yukarıda sözünü ettiğim hazır kimlik setlerinin bir parçası olmuş objeler, bu degradasyon sonucu gerçek özlerini de yitirdiler. Örneğin aklıma ilk gelen, Ray Ban`ın halk arasında damla model diye tabir edilen, aslı “aviator`s glass” olan güneş gözlükleri. Dediğim gibi, bu gözlükler aslen pilotlar için tasarlanmış, pilotlar için üretilmiş, sonrasında bir ara bizde mafyöz tiplemelerde gördük bol miktarda, öyle bir kimlik deformasyonuna uğradılar, sonrasında bu form sabit tutularak, türlü çeşit renkte, siz deyin mor, ben diyeyim aynalı camlı, siz deyin sedef ben diyeyim altın kaplama saplı modeli, yine türlü çeşit marka tarafından, şimdiki zaman tabiriyle cincon piyasasına pompalandı. Bu pompa dalgasını takiben, birbirinden gördüklerinden eksik kalmamak konusunda anlaşılmaz bir efor ve para sarfeden, sözü geçen tüketici segmentine dahil insanların hepsinin ya gözünde, ya kafasının üstünde, ya da yakası açık gömleklerinin üstten ikinci ya da üçüncü düğmesine takılı vaziyette karşılaştık bu gözlüklerle. İşte bu overexposure sonucunda gözlüklere bu kimlik yapıştı kaldı. Şimdi modası geçmiş olsa da, tutup da yolda yürürken birinin bu gözlüklerden taktığını görürsem kafamda istem dışı olarak o imaj, o ses, o ağzını yayarak konuşma, o “bir elinde cımbız, bir elinde ayna, umurunda mı ki dünya” duruşu geliyor. Kimi zaman biçeme uyuyor gözlükleri takan şahıs, kimi zaman da gayet alakasız kalıyor, ne bileyim, misal bir semt pazarında su kabağı satan bir pazarcıda görürseniz, afallıyorsunuz ister istemez.

Yazı nereden geldi nerelere gidiyor…

Birden fazla açıldığım, belki de haddimi aşan laflar ettiğim düşüncesine kapıldım, dolayısıyla ufaktan toplayıp bitirmeye çalışacağım bu postu. Aslında bir nevi yazın egzersizi yapıyordum yukarıda. Birinci paragrafı yazdıktan sonra “Acaba hala yazabiliyor muyum?, Yoksa paslandı mı beyin?” sorusu belirdi kafamda. Ondan sonra bir nevi serbest çağrışım, veya “saldım çayıra mevlam kayıra” minvalinde ilerleyerek buralara kadar geldim. Fena da olmadı sanki. En azından cümle kurabildiğimi gördüm, ne kadar sıkıldığımdan, hayatın monotonluğundan, işin bunaltıcılığından yakınmadığım bir yazı yazdım blog`a, ona da ayrı bir sevindim hani. 🙂

Ama sizin de okurken bizzat şahit olduğunuz üzre, hala çabuk sıkılıyorum, başladığım işin sonunu getirmiyorum ve buna üstünkörü kılıflar uyduruyorum gibi geliyor. Üzerinden çalışmak gereken asıl nokta işte bu sebat eksikliği aslında.

Saygılar sevgiler..

Reklamlar

8 Yanıt to “günlük rutinin objeleri”

  1. ardamardar Says:

    yaaaa of ne diyon yaaaaa?

  2. ardamardar Says:

    yaaaa of ne diyon yaaaaa?

  3. Avis Durgan Says:

    Ya bilader, akacak mecra bulamadı bilinç, sonu böyle oldu.

    Eylemlerimin ardı gelecek, sakının!

  4. Avis Durgan Says:

    Ya bilader, akacak mecra bulamadı bilinç, sonu böyle oldu.

    Eylemlerimin ardı gelecek, sakının!

  5. lithaen Says:

    ray-ban = sen-ben-yengen Avis’cim canım benim…Aviator’s glass’miş…alla allaaa..

  6. lithaen Says:

    ray-ban = sen-ben-yengen Avis’cim canım benim…Aviator’s glass’miş…alla allaaa..

  7. Avis Durgan Says:

    Arkadaşım şu blog dediğin hadisede de serbest çağrışım metoduynan atıp tutamayacağsak ne annadım ben.. 🙂

  8. Avis Durgan Says:

    Arkadaşım şu blog dediğin hadisede de serbest çağrışım metoduynan atıp tutamayacağsak ne annadım ben.. 🙂

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: